| 26 Nisan 2008, 19:57:25 |
Administrator
Üye No: 1
Mesaj Sayısı: 1319
Nerden: istanbul
Puan: 1004
|
 |
|
|
*** SiNEMA TARiHi ***
Sinema sanatının 20. yüzyılda gelişmiş, kendinden önce yaygınlıkkazanmış bulunan resim, heykel, müzik, mimarlık gibi çeşitli sanatdallarına dayalı, büyük teknik beceri gerektiren karmaşık bir sanattır.İzleyici karartılmış bir salonda perdeye yansıyan kendi somutgerçekliğiyle etkiler. Saydam bir film şeridi üzerindeki görüntüler ışığın yardımıyla birperdenin üzerine art arda düşürüldüğünde, gözümüz bu görüntülerihareket ediyormuş gibi algılar. Bunun nedeni beynin, gözün ağtabakasıüzerine düşen görüntüyü, görüntü yok olduktan sonra kısa bir süre dahasaklamasıdır. Ağtabakadaki yansıma gerçekten göründüğü süreden dahauzun bir süre algılandığından, bir cismin görüntüsü kaybolmadan öbürcismin görüntüsü ağtabakaya düşerse, film karakterlerinden gözeyansıyan her görüntü birbirinin devamı olarak, yani hareket ediyormuşgibi görünür. Bu beynin yarattığı görsel bir hareket yanılsamasıdır.Sinema, bir olayı yada öyküyü bu yöntemle anlatmaya dayanan görsel birsanat dalıdır. Görüntülerin kaydedildiği film şeridi saydam bir maddeolan selüloitten yapılmıştır. Görüntüler filmin üzerine sinemakamerasıyla kaydedilir. Gösterim sırasında bunlar projeksiyonmakinesiyle hareketli görüntüler biçiminde perdenin üzerine yansıtılır.Filmi çekilecek cisimden yansıyan ışık kameranın merceğinden geçerek,filmin ışığa duyarlı yüzeyindeki kimyasal maddeleri değişikliğe uğratırve görüntü oluşturur. Hazırlanan film labaratuvarda çeşitli işlemlerdengeçirildikten sonra gösterime hazır duruma gelir. Bir film makarasınasarılarak projeksiyon makinesine takılır. Makara belirli bir hızladönerken, projeksiyon makinesinden çıkan ışık filmi aydınlatarak,hareketli görüntüler biçiminde perdenin üzerine yansıtır. Selüloit sağlam ve esnek bir madde olduğu için makaralara ve makinelerekolaylıkla sarılıp takılabilir. Çekim sonrasında birleştirme aşamasındaistenmeyen görüntüler kesilip çıkarılarak, kalan bölümler özel birtutkalla yada yapıştırıcı saydam bir bantla birleştirilebilir. Aynızamanda ışığa son derece duyarlı olduğundan üzerindeki görüntüler netbir biçimde ve istendiği kadar büyütülebilir. Sinemada, 7,5-300 metre uzunluğunda, 70,35, 16ve 8 mm eninde filmşeritleri kullanılır. Film şeridinin kenarlarında düzgün aralıklarlasıralanmış delikler vardır. Bu delikler film şeridinin kameramakarasına yada projeksiyon makinesinin dişlilerine sağlam bir biçimdesarılmasını, kaymadan dönmesini ve görüntülerin eşit aralıklarlayansımasını sağlar. Hareketli görüntüler elde etmek için gösterimsırasında filmin belirli ve değişmez bir hızla ilerlemesi gerekir. 35milimetrelik profesyonel filmler her görüntü karesi için dört delik, 16milimetrelik ve amatör filmler bir delik ilerler. Sesli filmlerdeekrandan saniyede 24, sessiz filmlerde 16 görüntü karesi geçer. Sessizfilmler bugünkü gelişmiş aygıtlarla gösterildiğinde figürlerin çokhızlı hareket etmeleri bu yüzdendir. Film çekme aygıtı olan kamera, fotoğraf makinesi ile aynı ilkeleredayanarak çalışır. Ama fotoğraf makinesinden en önemli farkıgörüntüleri belli zaman aralıklarıyla ve son derece hızlı bir biçimdefilm şeridinin üzerine kaydetmesidir. Kullanılan film şeridine göresinema kameralarının başlıca 70 milimetrelik, 35 milimetrelik, 16milimetrelik ve 8 milimetrelik türleri vardır. 70 milimetrelikkameralar büyük ve görkemli görüntüler elde etmek için, 16 milimetrelikhafif kameralar bazı özel çekimlerde ve belgesel filmlerde, 8milimetrelik kameralar amatörlerce kullanılır. Sinema filmlerigenellikle 35 milimetrelik kameralarla çekilir. Lumiere Kardeşler'in hem alıcı, hem de gösterici olansinematograf'ından bu yana kameralar önemli değişiklikler geçirdi.Gösterici ve alıcı birbirinden ayrıldı, boyutları küçüldü ve dahakullanışlı duruma getirildi. Elle çalışan kameraların yerine motorlaçalışan kameralar aldı. Motor gürültüsünü önleyen bir sistem eklenerekgörüntüyle birlikte sesi de kaydeden sesli kameralar geliştirildi.Bugün kullanılan 35 milimetrelik kamera hareketli görüntüler içinsaniyede 24 kare çeker. Bu hız artırılarak yada azaltılarak hareketinhızlı yada yavaş olması sağlanır. Gösterim sırasında projeksiyonmakinesinin obtüratürü film karelerinin arasında kapanır ve ışığıkeser. Ama bu o kadar hızlı bir biçimde olur ki, gözümüz hareketlerinaslında kesintili olduğunu ayırt edemez.
Film Başlıyor
Beynin yarattığı görsel hareket yanılsaması fotoğrafın bulunmasındandaha önce de biliniyordu. 1824'te İngiliz fizikçi Peter Mark Roget'ınyayımladığı "The Persistence of Vision With Regard To Moving Objekcts"(Hareketli Cisimlere İlişkin Olarak Görüntünün Sürekliliği" adlıkuramsal çalışma, birçok mucidin ilgisini çekti. Her sayfasına resimçizilmiş bir kitabın sayfaları hızla çevrildiğinde görüntülerinkesintisiz bir biçimde hareket ediyormuş gibi görünmesi ve buna benzerbirçok basit deney Roget'ın kuramını doğruluyordu. Çeşitli ülkelerdenbir çok mucit bu kuramdan hareketle birbirine yakın zamanlarda benzeraygıtlar geliştirmişti. Bu bakımdan sinema kamerası ve projeksiyonmakinesi gibi aygıtların ilk önce nerede ve nasıl ortaya çıktığınıkesin olarak söylemek güçtür. 1830'lardan başlayarak Zootrop,taumatrop, fasmatrop, fenakistiskop ve praksinoskop adlarıyla bilinençeşitli aygıtlar geliştirildi. 1882'de Fransız fizyolog Etienne- JulesMarey kuşların uçuşunu saptamak amacıyla saniye de 12 fotoğrafçekebilen "fotoğraf tüfeği" adını verdiği bir aygıt geliştirdi. 1887'deABD'li Hannibal Goadwin fotoğraf çekiminde ilk kez selüloit filmkullandı. Ardından New York'ta George Eastman makaraya sarılı selüloitfilm üretimine başladı. 1888'de Thomas Alva Edison üzerine seskaydedilen mum silindirli fonograf'ı, daha sonra da ses ve görüntüyübirleştirmek amacıyla yardımcısı William Dickson'la birlikte kameranınilk biçimi sayılan kinetoskop adını verdiği bir gösterim aygıtıyla 15metrelik bir film şeridinin üzerindeki görüntüleri kesintisiz olarakart arda yansıtmayı başardı. Ne var ki, bu aygıt gözlerini iki deliğedayayan tek bir izleyici tarafından kullanabiliyordu. Kinetoskoplafilmin üzerindeki görüntüler art arda izlenebilmekle birlikte,hareketler kesintiliydi. Bunun nedeni her görüntü karesinin yeterinceuzun bir süre ışıklandırılamamasıydı. Paris'te kinetoskopu görenFransız Lovis (1862- 1948) ve Auguste (1862- 1954) Lumiere Kardeşlergeliştirdikleri sinematograf adlı aygıtla ilk kez hareketli görüntüelde ettiler. Bu olay sinemanın doğuşunu müjdeleyen en önemligelişmeydi. Sinematograf elle çalıştırılabiliyor ve yaklaşık 10kilogramlık ağırlığı sayesinde istenen yere taşınabiliyordu. Filmindüzenli ve kesikli ilerleyişini sağlayan ve bugün de hala kullanılmaktaolan tırnaklı bir düzeneği vardır. Lumiere Kardeşler halka açık ilkfilm gösterimlerini 1895'te Paris'te Capucines Bulvarı'ndaki GrandCafe'de gerçekleştirdiler. Sinematograf hem film çeken, hem de gösterenbir aygıt olduğu için ancak 15 metrelik film şeridi alabiliyordu. Buyüzden ilk filmleri oldukça kısaydı. Filmler iskambil oynayanlar, birdemircinin çalışması, askerlerin yürüyüşü ya da bir bebeğin beslenmesigibi günlük yaşamdan alınmış görüntülerden oluşuyordu. LumiereKardeşler Lumiere Fabrikası'ndan Çıkan İşçiler adlı filmleriniLyon'daki fabrikalarında, bir öğle tatili sırasında çekmişlerdi. Birsöylentiye göre Ciotat Garı'na Bir Trenin Gidişi adlı filmin gösterimisırasında, kameraya doğru hızla yaklaşan tren görüntüsü izleyicileridehşete düşürmüştü. Sonraları kısa komediler, haber filmleri vebelgeseller de çektiler. Sinema yoluyla belirli bir öykü anlatma dönemiFransız yönetmen Georges Melies ile başladı. Bilimkurgu sinemasının daöncüsü sayılan Melies, aynı zamanda "film hileleri" kullanan ilksinemacıydı. Melies'nin filmlerinde kamera aynı noktada duruyor veöyküyü tiyatro sahnesindeymiş gibi görüntülüyordu. Melies 1900'lerinbaşlarında aralarında Ay'a Seyehat, Uzay Yolculuk gibi kısa filmçekmiştir.
İlk Sinemalar
Sinema başlangıçta ilginç bir deney yada basit bir eğlence türü olarakgörülüyordu. İlk film gösterimleri genellikle laboratuarlarda yadaevlerde, birkaç kişilik toplantılarda yapılıyordu. Hızla artan ilgikarşısında daha geniş salonlarda halka açık paralı gösterilerdüzenlenmeye başladı. Kısa zamanda yaygın bir eğlence aracına dönüşensinema, 20. yüzyılın başlarında önemli bir ticaret ve sanayi dalıdurumuna geldi. Film pazarı önceleri Fransızlar'ın elindeydi. SonradanABD'de kurulan yapımcı şirketlerin eline geçti. Halka açık ilk kısafilmler İngiltere'de ve ABD'de müzikli tiyatro oyunları sırasındagösteriliyordu. Sonraki yıllarda özellikle ABD'de nikelden yapılmış 5sent gibi çok küçük bir parayla girilen ve yalnızca film gösterilerininyapıldığı, nickelodeon adı verilen sinema salonları hızla yaygınlaştı.O dönemde, teknik aksaklıklar yüzünden filmler sık sık kesintiye uğrar,izleyicileri oyalamak ve salonda tutmak için büyük çaba harcanırdı.
Sinema Sanayinin Gelişimi
İlk yıllarda sesi ve görüntüyü birlikte kaydeden bir aygıt yoktu, buyüzden filmler sessizdi. 1912'de Fransa'da film gösterileri, pikap veyükselteç kullanılarak müzik eşliğinde yapılmaya başlandı. Buyenilikler izleyicilerin sesli görüntüye daha çok ilgi duyduğunu ortayakoydu. Aynı dönemde ABD'li sinemacı Edwin S. Porter'ın öncülüğünde, biröyküsü olan "konuşmalı" uzun filmler yapılmaya başlandı. Porter'ınBüyük Tren Soygunu adlı filmi soygun, kovalama ve silahlı çatışmasahneleriyle dolu, tipik bir western'di. Porter bu filminde çeşitliçekim teknikleri kullandı. Bazen kamerayı hareket ettirerek bazen deuzak ve uzun yada yakın ve kısa çekimlerle gerçek bir canlılık vehareketlilik sağlamayı başardı. Öyle ki, filmin bir sahnesinde kamerayadoğru ateş eden kovboyun görüntüsü salonda büyük bir korku yarattı. Konuşmalı filmlerde ses, görüntüyle eşlenen bir plağın üzerinekaydediliyordu. Her ülke için başka dilde yeni bir plak yapmak ve sesigörüntüye yeniden eşlemek gerektiğinden bu filmlerin maliyeti oldukçayüksekti. Bununla birlikte izleyicinin konuşmalı filmlere gösterdiğiolağanüstü ilgi, yapımcıları bu alana çekmeye yetti. Yaklaşık 1912'yekadar 6-10 dakika süren, tek makaralık kısa filmler çekilir, izleyicikomedi türündeki bu filmlerden 6-7 tanesini peş peşe izlerdi. Sonrakiyıllarda birkaç makaralık uzun filmler yapılmaya başlandı. İtalyanyönetmen Luigi Maggi, Pompei'nin Son Günleri adlı filmiyle EskiRoma'nın görkemli görüntüsünü ekrana getirdi. Bir başka İtalyanyönetmenin Enrico Guazzoni'nin çektiği Quo Vadisi? Adlı konulu, uzunfilmi dünyada büyük bir hayranlık yarattı. Bu filmin hemen ardındanABD'li yapımcılar sinema izleyicisinin seveceği türden roman veöyküleri art arda filme çekmeye, filmlerini daha yüksek fiyatlarlagöstermeye başladılar. Bu filmler yaklaşık 90 dakika sürüyordu.Sinemadaki bu hızlı gelişme daha büyük ve daha rahat gösteri salonlarıgerektirdi. Avrupa'da ve ABD'de halk arasında "düş sarayları" adıverilen lüks ve gösterişli sinema salonları yapıldı. I.Dünya Savaşı'ndan önceki dönemde Fransa ve İtalya olmak üzere Avrupaülkeleri sinema alanında oldukça ileriydi. Korku, cinayet ve komedifilmleri ilk kez gene de bu ülkelerde çekildi. Oyuncularda fizikseleözelliklerin yanı sıra oyunculuk gücüde aranmaya başlandı. Aynıyıllarda efsanevi kişilikleriyle milyonlarca insanın hayranlığınıkazanan sinema yıldızları doğdu. Ne var ki, I . Dünya Savaşı'nınbaşlamasıyla birlikte Avrupa sineması neredeyse çöküntüye uğradı, çünküfilmin ana maddesi olan selüloit barut yapımında kullanılmaktaydı.Oysa, aynı dönemde ABD sineması önemli gelişmelere sahne oldu. BirMilletin Doğuşu ve Hoşgörüsüzlük gibi filmlerle adını duyuran ABD'liyönetmen David Griffith sinemada klasik anlatım üslubunun öncüsüsayılır. Yeni film tekniklerini sağduyuyla kullanan Griffith, sinemayısalt bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp izleyiciyi aynı zamandadüşünmeye de yönelten, çok yönlü bir anlatım aracına dönüştürdü. Oyıllarda ABD'de sinema alanında büyük bir patlama yaşandı, uzun veyüksek maliyetli filmler art arda çekilmeye başlandı. Yalın ve doğaloyunculuğuyla uluslar arası ün kazanan Mary Pickford, 1928'deimzaladığı yaklaşık 1 milyon dolarlık anlaşmayla "star" tipininyaratıcısı Charlie Chaplin gibi unutulmaz sinema sanatçıları doğdu. I. Dünya savaşı sonrasında sinemada en önemli gelişme Almanya'dagerçekleşti. 1919-33 arasında Alman sineması altın çağını yaşadı.Zengin dekorlu ve kostümlü tarihsel filmlerin yanı sıra Ernst Lubitsch(1892-1947), Robert Wiene (1881-1938), Fritz Lang (1890-1976) veFriedrich W. Murnau'nun (1889-1931) öncülüğünde "Alman Dışavurumculuğu"olarak bilinen bir akım başladı. Bu yönetmenler karakter oyuncusuyaratmayı başardıktan başka, ışık ve dekor kullanımındakiustalıklarıyla da, dünya sinemasını önemli ölçüde etkilediler. RobertWiene'nin yönetmiş olduğu Doktor Caligar'nin Odası ve Fritz Lang'ınbilimkurgun öncüsü Metropolis'i yapıldıkları tarihten bu yana sinemasanatını etkilemiş yapıtlardır. Aynı dönemde bir başka önemli gelişmede, SSCB'de dünyanın ilk sinemaokulu olan Devlet Sinema Enstitüsü'nün 1919'da kurulmasıdır. 1917 EkimDevrimi'nden önce Rusya'da film sanayisi yoktu. 100'den fazla dilinkonuşulduğu ve halkın büyük çoğunluğunun okuryazar olmadığı SSCB'de1920'lerde 160 milyon insan yaşıyordu. Ülkenin yeni yöneticileri,sinemayı bu büyük ülkede insanları ortak bir amaç doğrultusunda biraraya getirecek bir araç olarak görüyorlardı. Bu nedenle sinemaya büyükbir öncülük tanıdılar. Teknik araçların yetersizliğine karşın çoksayıda nitelikli film yapıldı. Griffith'le birlikte çağdaş sinemanınöncüsü sayılan Sergei Eisenstein'ın Potemkin Zırhlısı (1925) bunlarınen güzellerinden biridir. Bir Yunan trajedisi gibi gelişen bu filmetkileyici çekimleri ve kurgusuyla izleyicinin soluğunu keser. Döneminönde gelen yönetmenlerinden Vsevolod İ. Pudovkin'in bir Maksim Gorkiuyarlaması olan Ana (1926) filmi sessiz sinemanın başyapıtlarındandır. Dünya Savaşı'ndan sonra 1920-27 arası Fransa'da ilgi çekici filmleryapıldı. Dönemin önde gelen yönetmenlerinden Rene Clair İtalyan HasırŞapka adlı komedi filmiyle adını duyurdu. 1920'lerde sinema ABD'nin enbüyük sanayi dallarından biri durumuna geldi. Metro- Goldwyn- Mayer,Paramount, United Artists gibi dev film şirketleri o dönemde kuruldu.Yumuşak iklimiyle açık hava çekimlerine uygun olan Los Angeles kentindeHollywood, ABD sinema sanayisinin merkezi durumuna geldi. Her çeşitfilmin yapıldığı bu dönemde gag türünde kavgalı dövüşlü komediler baştageliyordu. Charlie Chaplin, Buster Keaton, Stan Laurel ve Oliver Hardy1920'lerde parladı. Bu yıllarda yarısı 20 yaşın altında olan 40 milyonABD'li düzenli olarak her hafta sinemaya gidiyordu. Sinema tarihine adıgeçen filmlerden Cecil B. De Mille'in yönettiği On Emir, DouglasFairbanks'in her ikisinde de başrolü oynadığı Robin Hood (1922) veBağdat Hırsızı bu dönemde yapıldı. İngiltere'de sessiz sinemanın önde gelen yönetmeni John Grierson,1929'da sinema tarihinin ilk uzun belgesel filmi olan BalıkçıTekneleri'ni çekti.
Sesli Sinemanın Doğuşu
1927'ye kadar filmler bütünüyle sessizdi. Konuşmalar filmin akışınakısa aralıklarla kesintiye uğratan yazılarla veriliyor, film piyano,keman yada bir pikaptan çalınan müzik eşliğinde gösteriliyordu.Yaklaşık 6.000 kişi alan bazı büyük sinema salonlarında belli bir filmiçin özel olarak bestelenmiş müzik parçasını çalan 40 kişilik büyükorkestralar bulunuyordu. Film seslendirme çalışmaları ise 1906'dan berisürüyordu. İlk sesli film 1927'de çekilen, şarkıcı Al Jolson'unoynadığı Caz Şarkıcısı'dır. Sesli sinemanın ortaya çıkışıyla birlikteizleyici sayısında büyük bir artış oldu. ABD'de sinema sanayisi kısasürede sesli sinema teknolojisine geçti. Yapımcılar stüdyolarınıelektronik ses kayıt aygıtlarıyla donattılar, sinema salonlarına büyükhoporlörler yerleştirildi. 1930'lardan başlayarak tüm filmler sesliolarak çekilmeye başlandı. Sanatçıların kendi sesini kullanması bazızorluklar getirdi. Bazı oyuncular ezberlemekte güçlük çekiyor, ABD'liolmayan oyuncular İngilizce'yi aksanla konuşuyor yada sesle görüntüarasında uyum sağlamadığı oluyordu. Bu nedenlerden ötürü sinemada budönem de ağırlık olarak tiyatro oyuncuları yer alıyordu. Japonya'da filmlerdeki konuşmalar benşi adı verilen anlatıcılarlailetilirdi. Bazı anlatıcılar öylesine başarılıydı ki, adlarıoyuncularla birlikte yazılırdı. 1940'lara kadar sürdürülen anlatıcıgeleneği Japonya'da sesli sinemaya geçişi geciktiren başlıcanedenlerden biri oldu. Sesli sinemanın ilk yıllarında yönetmenlerin çoğu konuşmalaragereğinden çok ağırlık vererek, görüntüyü ikinci plana attılar. Oysases ve konuşmaların asıl işlevi görsel anlatımın etkisini artırmaktı.Ses öğesini görsel anlatımın tamamlayıcı ve güçlendirici bir parçasıolarak kullanmayı başaran ilk yönetmen Fransız Rene Clair oldu.Clair'in Milyon adlı filmi bu uygulamanın en yetkin örneklerindenbiriydi. Sesli sinema oyunculuk alanında önemli değişikliklere yolaçtı. Sessiz sinemanın abartılı el kol hareketlerine dayanan üslubutümüyle anlamını yitirdi. Sesin görüntüye uyguluğu, oyunculuktadoğallık ve yalınlık önem kazandı. Sonuçta sesli sinema kendiyıldızlarını yarattı. Hollywood filmlerinde rol alan Clark Gable, JamesCagney daha önce Alman sinemasında adını duyuran Marlene Dietrich,çocuk oyuncu Shirley Temple ve sinema tarihinin efsane kadını İsveçliGreta Garba gibi yıldızlar ün kazandı. Aynı dönemde çocukların severekokuduğu ve izlediği Miki Fare'nin yaratıcısı Walt Disney ilk sesliçizgi filmlerini gerçekleştirdi. Dönemin önde gelen yönetmenleri JohnFord, Howard Hawks, Frank Capra, George Cukar ve Orson Welles özgünusluplarıyla sinema sanatına önemli katkılarda bulundular. 1930'lardaİngiltere'nin yetiştirdiği önemli yönetmenler Anthony Asguith vegerilim filmlerinin babası sayılan Alfred Hitchcook'tu. 1933'teAlexander Karda ünlü aktör Charles Laughton'un oynadığı KadınlarCelladı filmiyle tarihsel konulu film geleneğini başlattı. Fransa'da sesli sinema Rene Clair, Jean Vigo ve Jean Renoir'ınfilmleriyle doruğa ulaştı. Vigo, Hal ve Gidiş Sıfır ve I'Atalante gibişiirsel üslubu ağır basan filmler yaptı. Gerçekçiliği ve güçlüanlatımıyla dikkati çeken Jean Renoir'ın 1937'de tamamladığı BüyükAldanış savaş karşıtı bir filmdi. Bundan başka Hayvanlaşan İnsan veOyunun Kuralı gibi önemli yapıtları da vardır. Almanya'da sinemacılar1930'ların başlarında bazı güzel filmler çektiler. Ne var ki,Naziler'in yönetime gelmesi birçok sinemacının çalışma olanağını yoketti. 1930'ların aynı zamanda renkli sinemaya geçiş dönemi oldu. Üç temelrenk kullanımına dayanan ve technicalar adıyla bilinen renklendirmeyöntemi ilk kez Walt Disney'in Üç Küçük Domuz adlı çizgi filmindekullanıldı. Disney'in ilk uzun metrajlı renkli filmi 1937'detamamladığı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'dir.
II. Dünya Savaşı Yılları
Savaş yıllarında sinema dünyası büyük bir durgunluk yaşadı. Genelliklesavaşı değişik yönleriyle tanıtmayı ve cephedeki ordulara moral vermeyiamaçlayan filmler çekildi. Dönemin başlıca önemli filmleri ABD'de FrankCapra'nın Neden Savaşıyoruz adlı belgesel propaganda dizisi, OrsonWelles'in bir basın kralının yaşamı üzerine kurulu başyapıtı YurttaşKane ve John Ford'un Gazap Üzümleri ile Tay Garnett'in Postacı Kapıyıİki Defa Çalar adlı yapıtlarıydı. İngiltere'de aynı dönemde NoelCoward'ın senaryosunu yazdığı Kısa Görüşme ve Denizler Hakimi gösterimegirdi. SSCB'de Ayzenştayn, Aleksandr Nevski ve Korkunç İvan'ı, Sergey ve Georgi Vasiliyev Çapayev'i çektiler.
Savaş Sonrası Dönem
ABD
1950'lerde ABD'nin önemli filmleri arasında George Stevens'ın VadilerAslanı ile Elia Kazan'ın New York'ta yoksul işçi çevrelerinin ve rıhtımgangesterlerinin yaşamını anlatan Rıhtımlar Üzerinde'si sayılabilir.Ünlü yönetmen Alfred Hitchcook özellikle banyodaki soluk kesici cinayetsahnesiyle tanınan Sapık adlı gerilim filmini aynı dönemde çekti. Nevar ki, savaşın sonunda ABD sineması köstekleyen, tutucu hükümetinfilmlere uyguladığı yoğun sansürle birlikte "Hollywood 10'ları" olarakanılan sekiz senaryo yazarı ve iki yönetmenin kara listeye alınmasıoldu. Bir ihbar salgını başlamıştı. Pek çok sanatçı ABD'ye karşı yıkıcıetkinliklerde bulunmak ve komünist olmakla suçlandı. Suçlananlararasında bulunan Charlie Chaplin, büyük bir beğeni kazanan SahneIşıkları'nı yaptığı yıl ülkeyi terke etti. Yapımcılar izleyiciyiyeniden sinema salonlarına çekebilmek için teknolojik yeniliklerdenyararlanmaya çalıştılar. Özel gözlüklerle izlendiğinde üçboyutlugörüntü etkisi yaratan filmler ilk kez o dönemde ortaya çıktı. Bubuluşun beklenen başarıyı sağlayamaması üzerine, sinemaskop adı verilenbüyük görüntü uygulamasına geçildi. Görüntünün enini, boyunun 2,5 katıolarak verebilen sinemaskop filmler izleyicileri yeniden salonlaraçekmekte başarılı oldu. ABD'de art arda Oklahoma, yeniden çekilen OnEmir ve Ben Hür gibi tarihsel ve dinsel konulu filmler, müzikaller,western'ler çekilmeye başlandı. Bunlar çok sayıda oyuncunun vegösterişli dekorların kullanıldığı masraflı yapımlardı. Sinemacılar buçabalarına karşın, 1950-60 arasında televizyonun hızla yaygınlıkkazanması, sinema izleyicisinin önemli ölçüde azalmasına ve büyük filmşirketlerinin çökmesine neden oldu. Bu durum sinemacıları büyük birarayışa yöneltti. 1960'ların sonlarına doğru ABD'de Arthur Penn, SamPeckinpah, Robert Altman, Dennis Hopper, Stanley Kubrick gibiyönetmenler Hollywood'un cinsellik, şiddet, milliyetçilik gibikonulardaki kalıplaşmış sinema anlayışının dışına çıkan filmleryaptılar. Yeni, değişik üsluplar ve teknikler kullandılar. Gençliğeyönelik bu filmler sinemaya gençleri kazandırdı. Sydney Pollack'ın 1929Büyük Dünya Bunalımı'nın insanların üstündeki etkisini çok çarpıcı birbiçimde yansıtan Atları da Vururlar, Arthur Penn'in Bonnie ve Clyde,Stanley Kubrick'in 2001: Uzay Yolu Macerası, Sam Peckinpah'ın KahramanBinbaşı ile Vahşi Belde gibi etkileyici filmleri ekrana geldi.1970'lerde ve 1980'lerin başlarında son derece etkileyici ses vegörüntü efektlerinin kullanıldığı heyecan dolu serüven ve bilimkurgufilmleri çekildi. George Lucas'ın Yıldız Savaşları ile StevenSpielberg'in insanlara saldıran dev bir köpekbalığının kovalanmasınıkonu alan gerilim filmi Jaws, Kutsal Hazine Avcıları ve dünya dışındanbir yaratıkla çocukların kurduğu dostça ilişkiyi anlatan E.T. adlıfilmleri gişe rekorları kırdı ve olumlu eleştiriler aldı. ABD'de odönemde çekilen filmlerin maliyeti inanılmaz boyutlara ulaştı.Sözgelimi 1987'de bir filmin ortalama maliyeti yaklaşık 18 milyondolardı. Bu tür filmlerin yanı sıra Robert Altman, Michael Cimino,Francis Ford Coppola, Martin Scorsese ve Milos Forman gibi yönetmenlertoplumsal sorunları konu alan filmler çektiler. Bunlardan Altman'ınsavaş karşıtı komedisi Cephede Eğlence, Cimino'nun Vietnam Savaşı'nıkonu alan Avcı, Scorsese'nin ABD'de şiddete yönelik eğilimi ele alanTaksi Şoförü, Coppola'nın Baba ve Kıyamet, Forman'ın Guguk Kuşu adlıfilmleri anmaya değer yapıtlardır.
İtalya
Savaştan sonra İtalya'da ülkenin uğradığı yıkım ve toplumsal sorunlarıkonu alan önemli filmler çekildi. İlk Yeni Gerçekçi film LuchinoVisconti'nin Tutku'su idi. Ne var ki, faşist İtalyan yönetimcegösterimi engellendiği için, uluslar arası izleyici Yeni Gerçekçisinemayla, İtalyan II. Dünya Savaşı'nın sonunda teslim olduktan ikihafta sonra Roma sokaklarında çekilen Roberto Rossellini'nin Roma, AçıkŞehir adlı filmiyle tanıştı. Ardından Visconti'nin Sicilya'nın birbalıkçı köyündeki yaşamı anlatan destansı filmi Yer Sarsılıyor geldi.Vittorio de Sica'nın, bisikleti çalınan bir işçinin hırsızı bulabilmekiçin oğluyla birlikte başına gelen trajik öyküsü olan BisikletHırsızları gösterildiği yerlerde büyük yankı uyandırdı. BaşlangıçtaRossellini ile birlikte çalışan Federico Fellini ilk kez SonsuzSokaklar filmiyle adını duyurdu. Daha sonra gerçek ile gerçeküstününbirbirine karıştığı bir dille birbirinden güzel filmler yaptı. Fellinigibi sinema yaşamına Rossellini ile çalışarak başlayan MichelangeloAntonioni önceleri Yeni Gerçekçi belgesel kısa filmler yaptı. Dahasonra çağdaş kent yaşamının getirdiği yabancılaşmayı vurgulayan Macera,Gece, Kızıl Çöl ve bir kimlik arayışı olan Yolcu gibi filmleriyle dünyaçapında yankı uyandırdı. İtalya'nın savaştan sonraki ikinci kuşakyönetmenlerinden Ettore Scola Özel Bir Gün, Ermanno Olmi Nalın Ağacı veErmiş Ayyaş Destanı gibi filmlerle Yeni Gerçekçi Akım'ı sürdürdü. PierPaola Pasolini ve Bernardo Bertolucci siyaset, tarih ve cinselliğin içiçe geçtiği filmler yaptılar. Bertolucci'nin 1900 adlı filmi altısaatte yarım yüzyıllık İtalyan tarihini sığdıran görkemli birgösteridir. Gillo Pontecorvo'nun Cezayir Savaşı ise, kent gerillasavaşını anlatan, belgesel film üslubunda, propaganda amacı gütmeyenetkileyici bir siyasal sinema örneğidir.
Fransa
Fransa'da savaştan sonra sinemaya damgasını vuran en önemli olay YeniDalga hareketiydi. Fransa'da işgal sırasında ve savaştan sonrasenaryoya dayalı çok iyi filmler yapılmıştı. Fransız sinemasının öndegelen adlarından oyuncu ve yönetmen Jacques Tati, sıradan insanlarınyaşamını özgün bir mizah anlayışıyla perdeye aktardı. Tati Bayram Günüve Bay Hulot'un Tatili adlı filmleriyle, Jean Cocteau Güzel ve Hayvan,Rene Clement Yasak Oyunlar adlı filmleriyle tanındılar. Gene buyıllarda sürdürülen belgesel çalışmalar, genç yönetmenlere sinemasanayisi kalıplarının dışına çıkma ve bağımsız çalışma cesareti verdi.Andre Bazin'in 1951'de yayımlamaya başladığı Cahiers du Cinema adlıdergide Yeni Dalga Akımı'nın kuramsal tartışmaları yer aldı. Gençyönetmenler film kamerasını bir kalem gibi kullanmayı savunuyordu.Film, yönetmenin imzasını taşımalı, onun özgün, kişisel anlatım aracıolmalıydı. Bu yönetmenler öyküyü, baştan sona geriye dönüşlere vedüşlere yer vererek aktardılar. Sinemanın ayrı bir sanat dalı olduğuilk kez bu dönemde tartışma gündemine geldi. Yönetmenler filmlerindekurgudan çok görüntü düzenine önem verdiler, çekimlerini elde taşınırkameralarla yaptılar. Claude Chabrol'un senaryosunu yazdığı ve yapımınıüstlendiği ilk filmi Yakışıklı Serge Yeni Dalga Akımı'nın 1950'lerinsonuna doğru ilk yapıtlarını veren başlıca temsilcileri Serseri Aşıklarile Jean- Luc Godard, Hiroşima, Sevgilim ile Alain Resnais, Aşıklar ileLouis Malle ve Dört Yüz Darbe ile François Truffaut'dur. 1970'lerdeYunan asıllı Fransız yönetmen Costa-Gavras siyasal filmleriyle ilgiçekti. Bunlardan İtiraf, Sıkıyönetim ve Kayıp güncel siyasal olaylarınkaranlıkta kalan yanlarına eğilerek pek çok tartışmaya yol açtı.
İngiltere
Savaş sonrasında İngiltere'de sinema önemli bir gelişme gösterdi.Yönetmen Carol Reed, bir roman uyarlaması olan Ölümden Kuvvetli vekonusu savaş sonrasında Viyana'da geçen Üçüncü Adam adlı filmleriyledikkat çekti. David Lean, İngiliz yazar Charles Dickens'tan 1946'daBüyük Umutlar'ı ve 1948'de de Oliver Twist'i sinemaya uyarladı. Ünlüsinema ve tiyatro oyuncusu Laurence Olivier, William Shakespaere'denuyarlanan Henry V ve Hamlet filmleriyle büyük başarı kazandı. Aynıdönemde adını duyuran bir başka oyuncu da Taçlar ve Kalpler ve AltınHırsızları gibi komedi filmlerinde olağanüstü oyunculuk yeteneğinigösteren Sir Alec Guinness'di. Bu filmlerin senaryoları büyük ölçüdeklasik edebiyat yapıtlarına dayanıyordu. 1950'lerin sonlarında ve 1960'larda Fransız Yeni Dalga filmlerininetkisiyle İngiltere'de, çalışan insanların günlük yaşamlarını konu alangerçekçi filmler yaygınlık kazandı. Tony Richardson'ın Öfke, JackClayton'ın Tepedeki Oda ve Karel Reisz'ın Cumartesi Gecesi ve PazarSabahı adlı filmleri uluslar arası düzeyde ün kazandı. Sean Connery'ninJames Bond tipini canlandırdığı ünlü casus filmleri de aynı dönemdeyapıldı. İngiltere 1960'larda Avrupa sinema sanayisinin merkezi durumuna geldi.O dönemde art arda birbirinden güzel filmler çekildi. TonyRichardson'ın romanından uyarladığı Tom Jones, John Schlesinger'ınThomas Hardy'nin romanından uyarladığı Bir Aşk Yetmez ile Gece YarısıKovboyu ve Lindsay Anderson'ın Eğer adlı filmleri dönemin unutulmazyapıtları arasındaydı. Ne var ki, bir süre sonra İngiliz ekonomisindebaş gösteren durgunluk birçok yönetmenin, başta ABD olmak üzere ötekiülkelere göç etmesine yol açtı.
Almanya
II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'nı uğradığı yenilgi ve daha önceNaziler'ce sinemaya uygulanan baskılar yüzünden bu ülkede uzun bir süresinema önemli bir varlık gösteremedi. 1960'larda Genç Alman Sinemasıadı altında federal hükümetten ödenek alan bağımsız bir yapım vedağıtım kuruluşu kuruldu. Alman sinemasının önde gelen adları, savaşyıllarını ya da savaş sonrası toplumu konu alan Maria Braun'unEvliliği, Lola ve Veronika Voss'un Tutkusu gibi filmleriyle RainerWerner Fassbinder, Berlin Üzerindeki Gökyüzü ile Wim Wenders veStroszek gibi doğal ve cana yakın bir mizah içeren filmleriyle WernerHerzog'dur. Volker Schlöndorff ile Alexander Kluge, Fransız Yeni DalgaAkımı'ndan büyük ölçüde etkilendiler. Devletin sinema sanayisine destekolması kadın yönetmenleri ve azınlıkları da yüreklendirdi. Devrimmücadelesinin önde gelen kadınlarından Rosa Luxenmburg'un yaşamını,kadın yönetmen Margarethe von Trotta sinemaya uyarladı.
Avustralya
1970'lerden önce varlık gösteremeyen Avustralya sineması, o yıllardahükümetçe kurulan Avustralya Film Komisyonu'nun desteğiyle bir gelişmegösterdi. 1985'e kadar, bazıları uluslar arası düzeyde başarı kazananyaklaşık 400 film çekildi. 1980'lerin en başarılı filmleri şiddet vegerilim öğesinin usta bir biçimde kullanıldığı Çılgın Max ve PeterWeir'ın I. Dünya Savaşı sırasında biri Çanakkale'de ölen iki arkadaşınöyküsünü anlattığı Gelibolu'dur.
Rusya
2. Dünya Savaşı'ndan önce Sovyet sinemasında gözlenen durgunluksavaştan sonra da sürdü. İlgi uyandıran az sayıda filmin arasındaGrigori Çukray'ın 1959 yapımı Askerin Türküsü, Sergey Bondarçuk'ungörkemli Savaş ve Barış uyarlamasıyla, Nikita Mihalkov'un Oblomov'uvardı. Dünya sinemasını etkilemeyi başaran ve özellikle 1980'lerdeadını en çok duyuran yönetmen ise Andrey Tarkovski oldu. Tarkovski,İvan'ın Çocukluğu, Andrey Rublev, Solaris, Ayna, Nostalghia ve sonfilmi Kurban'da, derinliği ve simgesel çağrışımlarıyla izleyicilerinüzerinde kalıcı bir etki yaratmaktaki ustalığını gösterdi. Rusya'da1980'lerin ortalarında, daha önce yasaklanmış filmler de gösterilmeyebaşlandı. Yönetmen Gleb Pantilov'un 1976'da çekilmesine karşın ancak1986'da gösterilebilen Tema adlı filmi geçmişle bir hesaplaşmaydı.Gürcü yönetmen Tengiz Abuladze ise Yakarış, Dilek Ağacı ve Nedamet'tenoluşan üçlüsünde kendine özgü bir üslupla geçmişteki baskıyı eleştirdi.
Doğu Avrupa
Film sanayisinin devleştirildiği Doğu Avrupa ülkelerinde 2. DünyaSavaşı'ndan sonra sinema okulları açıldı. Polonya'da 1953'ten sonraAndrzej Munk Yolcu, Roman Polanski Sudaki Bıçak, Andrzej Wajda Kanal,Küller ve Elmas, Mermer Adam ve Demir Adam gibi filmleriyle büyük birduyarlılıkla beyaz perdeye yansıttılar. Genç kuşak yönetmenlerinden Krzysztof Kieslowski 1988 yapımı On Emir'leevrensel sorunlara parmak bastı. Yeni Dalga'dan ve Polonya sinemasındanetkilenen Çekoslovak yönetmenler de duyarlı ve özgün filmler yaptılar.Janos Kadar'ın Ana Caddedeki Dükkan'ı buna örnektir. Macaristan'da Budapeşte Film Akademisi'nde yetişen Istvan Szabo'nunMefisto'su uluslar arası düzeyde başarı kazandı. Miklos Jancso'nunbirbirini izleyen Umutsuzlar, Kızıl İlahi ve Macar Rapsodisi Macarhalkının yüzyılın başından bu yana sevinçlerinin ve acılarınındestanıydı. Yugoslavya'da Emir Kusturica, Çingene çocuklarının başından geçenlerianlattığı Çingeneler Zamanı ile evrensel boyutlu bir film yarattı.
İspanya ve Yunanistan
Film sanayisinin güçlü olmadığı İspanya'da Luis Bunuel yaratıcıkişiliğiyle sinemada Gerçeküstücülük Akımı'nın ilk örneğini verdi.1950'lerde yerleştiği Meksika'da film yapımcılığını sürdürdü ve Meksikasinemasını etkiledi. Madrid'deki Sinema Araştırmaları ve DeneyleriEnstitüsü'nü bitiren Carlos Saura Av ve Kanlı Düğün gibi filmleriyledikkati çekti. Yunanlı yönetmen Theo Angelopulos, Kampanya, Avcılar, Kitera'yaYolculuk, Arıcı ve Puslu Manzaralar'da şiirsel bir anlatımla Yunantarihini ve savaş yıllarını irdeledi. Angelopulos bu filmlerde insanilişkilerini olağanüstü bir duyarlılıkla işlemeyi başardı.
İsveç
Devletçe desteklenen İsveç sineması güçlü değilse de 2. DünyaSavaşı'ndan sonra yaratıcı yönetmen Ingmar Bergman'ın yapıtlarıyladünya çapında adını duyurdu.
Hindistan
Bu ülke dünyanın en çok film çeken sinema sanayisine sahip olmaklabirlikte, filmler genellikle kendi izleyicisine yönelik olduğundanuluslar arası düzeyde varlık gösterememiştir. Sinema, sanayisinindevlet desteğiyle yürütüldüğü Hindistan'da 16 değişik dilde olmak üzereyılda toplam 700 film çekilir. Hindistan'da televizyon yaygınolmadığından sinema başlıca eğlence aracıdır. Köylerde açık havada filmgösterisi yapan gezgin sinemacılar oldukça yaygındır. Hint sinemasının uluslar arası düzeyde adından söz ettiren ünlüyönetmeni Satyacit Ray, filmlerinde köylülerin günlük yaşamını sevecenve mizah dolu bir yaklaşımla görüntüler. En çok tanınan filmlerindenPather Pançali öksüz bir çocuk ile annesinin öyküsüdür.
Japonya
Japon sineması 2. Dünya Savaşı sonrasında büyük bir canlanma döneminegirdi ve önemli yönetmenler yetişti. 1950'lerde Akira Kurosava Raşamon,Yedi Samuray, İngiliz yazar Shakespear'in Macbeth adlı oyunundanuyarladığı Kanlı Taht adlı filmleriyle uluslar arası düzeyde ünkazandı. 1960'lardan sonra da başarısını sürdüren Japon sineması1980'lerde televizyonun rekabeti karşısında durakladı. O dönemde şiddetfilmleri yaygınlık kazandı. Yaratıcı yönetmenlerin çoğu ülke dışındaolanaklar aramaya başladılar. Bugün Japonya dünyanın en çok film üretenülkelerinden biri olmakla birlikte, yapımların çoğu televizyon filmidir.
Güney Amerika ve Afrika
1960'larda ulusal motiflerden yararlanılarak, halkları sömürüye vebaskıya karşı bilinçlendirmeye yönelik, şiirsel başkaldırı filmleriyapıldı. Dansı ve müziği, ülkesinde cunta yönetimi sırasında çekilenacıları dile getirmekte kullanan Arjantinli yönetmen Fernando EzequielSolanas'ın Tangolar ve Güney adlı filmleri buna örnektir.<!-- google_ad_section_end --> __________________ <!-- google_ad_section_start(weight=ignore) --> [COLOR=DarkSlateGray]Dün sabaha karşı kendimle konuştum. Ben hep kendime çıkan bir yokuştum. Yokuşun başında bir düşman vardı . Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum..[/COLOR][/FONT] [/B]
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
 |
Sponsor Bağlantı |
|
|
|
Logged |
|
|
|
Yükleniyor...
|